üye ol
Bir çok ünlü isim, sanatçı, sporcu 2yuz.com üyesidir

Müzisyenlik üzerine ahkam...

  • 17 Temmuz 2007 735101
    Tanju Eren demiş ki;
    Teknik, armoni bilgisi ve ritm duygusu gerekli ama yeterli olmayan unsurlar müzisyenlik işinde. Başlangıçta sahip olunması gereken minimumlar ülkemizde müzisyenliğin son aşaması olarak kabul görüyor. Bir müzisyenin enstrumanını yeterli düzeyde çalıyor olması onu müzisyen yapmaz, onu müzisyen olmaya giden yolda yola çıkarır.
    Ruhundakini en iyi anlatan kişi en iyi müzisyendir, ancak bu anlatım egonun ve komplekslerin dışa vurumu haline gelirse, çok konuşan ama bir şey anlatamayan ve ses kirliliği yaratan insanlar oluşur sahnede.
    Bana "abi ne güzel çaldın" dediklerinde, ben diyorum ki "bunu benle çalan diğer müzisyenlere söyleyin, beni onlar çaldırıyor..."
    Çalınan akorların üzerine akademik olarak gerekli notaları olabildiğince teknik gösteriye dönüştürmek bir hastalık halini almış durumda, herkes sololar sololar atmak istiyor. Peki o kadar nota ile ne diyorlar? Anlattıkları ne? Ben birini dinlediğimde, ruhundan çıkıp bana ulaşan duyguların çeşitliliği ve samimiyeti ile ölçüyorum müzisyeni. Bu yüzden akrobatik hareketlerde 10 numara ama estetik hareketlerde yetersiz müzisyenleri dinleyemiyorum.
    Birinci kural; diğerlerini dinle
    İkinci kural; diğerlerinin iyi çalmasını sağla
    Üçüncü kural; sıra sana geldiğinde sidik yarıştırma, ruhunu aç...
    Bazen müzik iki nota arasındaki sessizlikte olabilir...


    muhteşem bir özet !!! teşekkürler
  • 17 Temmuz 2007 735270 en güzel ses sessizlikten sonra gelen sestir.
  • 17 Temmuz 2007 735493 Açıkçası bu görüşlere bir yere kadar katılabiliyorum. Az malzeme ile çok iş yapmak ok. Ewet bu güzel bir yaklaşım. Ama hep böyle olmak durumunda demek bu bana biraz yanlış geliyor.

    Bana göre herşeyi yerinde yapmak en doğrusu. Bazen çok nota basmanızda gerekebilir. İllaki çok nota bastı kötü demek bence yanlış. Eğer bunu yerli yerinde yapıyorsa o zaman buda müziktir.

    Beethoven für elisede çok az nota ve çok ciddi bir samimiyet vardır. Bu sizin verdiğiniz örneğe uyuyor. Ama gelgelelim beethoven'ın eroica senfonisini ele alın. Orada napolyona çok ciddi bir öfkesi vardır. Ve aynı zamanda çokda fazla nota vardır. E şimdi o zaman bu eser samimiyetten uzakmı dememiz gerekir ? Yada chick korea 32'liklerden oluşan bir soloya girdiği zaman "ah şimdi olmadı işte"mi dememiz gerekir ?

    Kısacası herşeyi zamanında yapmaya ben katılıyorum.
  • 17 Temmuz 2007 735772 Burakcım kesinlikle yorumlarının her kelimesine katılıyorum... Önce ruh... müziği yaratırkende çalarkende, dinlerkende önce ruh...
  • 17 Temmuz 2007 735925
    Tanju Eren demiş ki;
    Çalınan akorların üzerine akademik olarak gerekli notaları olabildiğince teknik gösteriye dönüştürmek bir hastalık halini almış durumda, herkes sololar sololar atmak istiyor. Peki o kadar nota ile ne diyorlar? Anlattıkları ne?


    + sonsuz...

    bu sendromu -sahnede- en çok yaşadığım adamlar gitarcılar ve davulcular oldu benim. saniye 20 nota basma, 3 nota bas, hatta 3 saniyede 1 nota bas, ama bişey anlat, bişey çal bana. kulağıma bi melodi, bi duygu gelsin!

    10 yıl sıkı çalışan her çalgıcı üç aşağı 5 yukarı aynı teknik yeterliliğe kavuşur (ortalama alıyorum, tabi ki istisnaları var)... ama cümle kurmak bambaşka bişey bence...

    hep verdiğim bi örnk vardır (bence doğru bi örnek): 10 yıl çalışsam kenny g gibi saksofon çalabilirim, ama ne kadar çalışırsam çalışayım asla hüsnü gibi klarinet çalamam. çünkü o teknikle matematikle değil, ruhuyla çalıyor
  • 17 Temmuz 2007 736045 Birinci kural; diğerlerini dinle
    İkinci kural; diğerlerinin iyi çalmasını sağla
    Üçüncü kural; sıra sana geldiğinde sidik yarıştırma, ruhunu aç...
    Bazen müzik iki nota arasındaki sessizlikte olabilir...

    bunu hep uygulasak çerçevelettirip sahneye assak keşkesüper yazmışın tanju abi eline sağlık....
  • 17 Temmuz 2007 736088 Yazılanlar güzel ve doğruluk payları yüksek, fakat bunlar bir kural silsilesi mi olmalı? Herkesin şu ana kadar sayfada bahsettiği hikaye, sanatta olgunluğu simgeleyen özellikler, ve bu da yıllar...yıllar ...yıllar tecrübeyle piştikten sonra, eğer kişi egosunu rafa kaldırabilirse otomamik olarak oluşan bir durum, yani bunlara isteyen istediği kadar dikkat etsin, ama sazına hakimiyeti, ensemble saygısı, ve oturmuş bir imza veya kişiliği yoksa bunlar bilgi olarak durmaya devam eder.
  • 17 Temmuz 2007 736138 hayır hayır abi...
    Aslına bakarsan nedir biliyor musun? "egoyu rafa kaldırmak" tan bahsettim ya, bu hikaye bana sorarsan ilahi izinle olan bir durum, yani sana bahşedilen ruh ve onun doğurduğu karakterle, kısacası bana sorarsan kadere bağlı.
    Teknik kitapları ortada, dünyada birçok müzik okulu var, çoğunda da hocalık görevi konserlerini 100 milyonlarca para sayarak gittiğimiz manyak insanlar, e ama nerede bunların yetiştirdikleri... Konservatuarlarımız yaklaşık yüz yıldır birçok mezun veriyor, ama ülkemde son 15 yıldır bas gitar kayıtlarını 3 isim çalıyor, klasik gitar kayıtlarını 2, davul kayıtlarını 3, saxsofon kayıtlarını 2 kişi kotarıyor(tabi başka değerler de var ama albüm kapaklarının büyük yüzdesi bu isimlerde). Nerede bunca mezun? Bunun sebebini ben biraz yukarda bahsettiğim ilahi durumlara bağlıyorum.
  • 17 Temmuz 2007 736173
    Tanju Eren demiş ki;
    Ruhundakini en iyi anlatan kişi en iyi müzisyendir, ancak bu anlatım egonun ve komplekslerin dışa vurumu haline gelirse, çok konuşan ama bir şey anlatamayan ve ses kirliliği yaratan insanlar oluşur sahnede.


    tebrikler!müzik ve müzisyenle ilgili konuların en başarılılarından olmuş.
    müzisyene olduğu kadar dinleyiciye de yönelik çok doğru yorumlar var.müzisyenler konusunda daha seçici olabilmek adına yardımcı olabilir.yazanların eline sağlık...
  • 17 Temmuz 2007 736208
    Eser Taşkıran demiş ki;
    Yazılanlar güzel ve doğruluk payları yüksek, fakat bunlar bir kural silsilesi mi olmalı? Herkesin şu ana kadar sayfada bahsettiği hikaye, sanatta olgunluğu simgeleyen özellikler, ve bu da yıllar...yıllar ...yıllar tecrübeyle piştikten sonra, eğer kişi egosunu rafa kaldırabilirse otomamik olarak oluşan bir durum, yani bunlara isteyen istediği kadar dikkat etsin, ama sazına hakimiyeti, ensemble saygısı, ve oturmuş bir imza veya kişiliği yoksa bunlar bilgi olarak durmaya devam eder.


    +1

    konservatuardan bi çok arkadasım var muhtesem muzisyenlerdi ve çok iyi yerlere gelecek dediğim,ama biçok yanlıs secimlerinden dolayı bugun o studyo kayıtlarında kafa isimler arasına giremediler,yani sevgili eser'e sonuna kadar katılıyorum...
  • 17 Temmuz 2007 736230 sevgili burak zaten açıklamış diğer mesajda,sevgili eser
    yıllar tecrübeyle piştikten sonra, eğer kişi egosunu rafa kaldırabilirse otomamik olarak oluşan bir durum, yani bunlara isteyen istediği kadar dikkat etsin, ama sazına hakimiyeti, ensemble saygısı, ve oturmuş bir imza veya kişiliği yoksa bunlar bilgi olarak durmaya devam eder diye...
  • 17 Temmuz 2007 736402 Sevgili Burak;
    Isteyen istediğiyle çalışmakta özgür tabi ki, kimse kimseye bi kota koymuyor, hiçbir müzisyen mafioso luk yapıp arkadaşının stüdyoya girmesini engellemiyor. Eğer birgün bu üçlünün kayıdında bulunursan aradaki farkı gözlerinle görür, kulaklarınla işitirsin. Hiçkimse durup dururken Ismail Soyberk, Erdem Sökmen olmuyor.
    Selzenişinde haklısın, 75 milyona 3 basçı 2 klasik gitarcı tabi ki çok az bir sayı ama böyle...
    Sen bir yazında "editlenmemiş, quantize edilmemiş gitar kayıtlı rock grubu kalmadı" demiştin ya, işte bu adamların çaldıkları editlenmeyecek türde, ve lezzette, ki bu ustalar ayda 20 veya 30 albüme imza atıyorlar.
  • 17 Temmuz 2007 736469
    BURAK SALTAN demiş ki;
    Eser Taşkıran demiş ki;
    hayır hayır abi...
    Aslına bakarsan nedir biliyor musun? "egoyu rafa kaldırmak" tan bahsettim ya, bu hikaye bana sorarsan ilahi izinle olan bir durum, yani sana bahşedilen ruh ve onun doğurduğu karakterle, kısacası bana sorarsan kadere bağlı.
    Teknik kitapları ortada, dünyada birçok müzik okulu var, çoğunda da hocalık görevi konserlerini 100 milyonlarca para sayarak gittiğimiz manyak insanlar, e ama nerede bunların yetiştirdikleri... Konservatuarlarımız yaklaşık yüz yıldır birçok mezun veriyor, ama ülkemde son 15 yıldır bas gitar kayıtlarını 3 isim çalıyor, klasik gitar kayıtlarını 2, davul kayıtlarını 3, saxsofon kayıtlarını 2 kişi kotarıyor(tabi başka değerler de var ama albüm kapaklarının büyük yüzdesi bu isimlerde). Nerede bunca mezun? Bunun sebebini ben biraz yukarda bahsettiğim ilahi durumlara bağlıyorum.


    Çok doğru ama hemen aklıma şu soru geliyor ; hırsızın hiç mi suçu yok ? Yani tüm prodüksiyonlara bu belirli isimleri çağırıp çaldıran aranjörlerin... Bence yeni bişeyler duymak istiyorsak yeni insanlarla çalışmalıyız. Ben hiç zannetmiyorum koskoca memlekette albüme çalabilecek kapasitede 3 tane basçı olsun
    bunun sebebi yalaka aranjörlerin sadece pisayada isim yapmış adamıları kayıtlarına çağırmaları, tabiki bi ton iyi müzisyen var bu ülkede,ama vitrin ve abi şunu çaaralım kafası olduğu için,ve iş çaldırmayı bilmedikleri için,belirli adamlar gelir kafalarına göre görevlerini yaparlar ve giderler....
  • 17 Temmuz 2007 736485 bu sölediklerim işini bilmeyen çavuşların için geçerli.. yani yüzde 90 için
1 2 3 4
Bu sayfaya kullanıcılar tarafından girilmiş olan tüm yazıların tüm sorumluluğu yazarlarına aittir.
2yuz.com hiç bir şekilde yazarlardan, yazılanlardan sorumlu değildir.